Neredeyse her zaman aynı masanın uzak köşesi ve aynı iskemleye oturacak kadardı ömrü sevdaların,
onun içindir ki başkaları gibi değildi sevda yüreklerde.
Uzun kent kaldırımları boyunca yürümedim ben kol kola, dönüp bakmadı hiç kimse onun için yanımda yürüyen sevdalarıma, içimden sevdim hep ve gizliden gizliye büyüttüm içimi. Kar yağınca üşüyerek kartopu oynamadım, elimde tuttuğum hep sıcacık yüreğimdi ve atmadım onu hiç sahte sevdalara.
Yıldızları parlayan üst katların loş aydınlıklarında anlatılmadı, iki kişilik sarhoş aydınlığın ve kokuların baş döndüren yalpalamalarında; belki de o ayaz kokan tahta masaların denizin köpürdüğü iyot kokusuyla karışık olduğu için dağların kokusunu yaseminlere taşıyan sokak köşelerinden koşan çocuklar kadar temiz sunuldu yüreklere, hak eden ,etmeyen…Belki de onun için balkonlardan haykırılacak kadar değildi sahtelikleri yürek çırpıntılarının o sessizce izlerdi uykusunda sarılmaları,kardeşçe bir sabırla.Onun içindir ki sabahın kör karanlıkta portakal suyu rengine kan damlayan gül eşlik ederdi,değeri bilinmeyen ve sessizce uykuya
terk edilen vedasıyla giden. Hep “ayrılanlar için” söylenenleri dinlemek çözümüyle ağlardı yerin dibine giden yollarda gök maviyken bile sarı güneş saçların tel tel dökülmesiydi karanlığa, ince bir sızı gibi solup giden sevda.
Bir genç kızın giydiği siyah-beyaz ekose minisine hırçın bakışların sevdadan olduğunu anlatamayan dillerin uykuyla kandırılmasına çağrıydı elleri kelepçede kalmışların, yaşama ters başlamışların öfkesiyle başa çıkabilme yüreği ve içindekileri “sus” la dinleme anlama yine de sevda için yüreği olma dönemlerinin harcanmasıydı. Kirlenmişliğin hesabının emanet sayılarla onur savaşına dönmesini bekleme kararlılığına saygı. Yağmurunda gözlerin eşliğiydi diz dize oturup kucak kucağa sarılmalarda ve portakal sandığı efsanelerinin tekrar takrar bambaşka evrenlerde yaşanmasının sahteciliğine ağıtları, hüzünle izlemenin ötesinde bir yaşamdı sevda.
Özlemeler üzerine kurulup vuslatları yaşayandı olması gereken ve beklemeyi bilecek kadar onurlu,bekleyenin onurundan şüphe etmeden,dürüstçe.Uzak düşleri kurabilmek yürekliliğiyle sarılıp sevdasına koşabilen bir zaman dilimine değil ömre hakim olunması gerekeni savunan sade ve gururu olmayan bir sevda.
Öyle çok önemli olmayan birinin göklere çıkarılabileceği evren sevgisinin içine damladığı sevdiğine önem veren bir sevda. “Benim sevdam,benim güzelime aittir” düşüncesi değil, yürekteki izin anlatımıdır inancını yaşayan bir sevda.Oldum olası yalan olan ve yalandan yıkılmışlardan kaçan, kaçarken bile acı çekmenin onurunu da taşıyan yüreğin kızıl izlerini geride bırakan karanlığın koynunda yollarını bulan dervişin sevdası.
Daha nice sözün söylenmediği ama bilindiği yürekte o yangının yandığı,hep yanacağı bir pula satılmayacak,öyle herkese savrulmayacak ve aslında pek bulunmayacak bir sevda…
Melekler öpsün yüreğinizden…
-Düşgezgini-
25.1.08
hiç anlatmadım ki daha
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder